
Kadir İnanır, çekimlerine önümüzdeki ay başlanacak olan "Son Cellat"a hazırlanan İnanır, her gün Yıldız Parkı’nda spor yapıyor. En yakın arkadaşını asan bir cellatın hikayesinin anlatıldığı filmde cellatı canlandıracak olan İnanır, fiziğinin tamamen değişeceğini söyledi. Usta aktörü heyecanlandıran diğer proje ise Tarık Akan’la kamera karşısına geçeceği "Denizin Dili"... İnanır, bu projeleri ilk kez Kelebek’e anlattı.
Kuzey Rüzgarı dizisinden gerçekten hikaye değiştiği için mi ayrıldınız, yoksa set içinde başka bir gerginlik mi oldu?- Gerginlik falan yok. "Kuzey Rüzgarı", baştan bana sunulduğu şekilde ilerlemedi, ben de ayrıldım.
Son dönemde yer aldığınız dizilerin ömrü kısa oluyor. Yanlış projeler mi seçiyorsunuz yoksa hep benzer karakterleri canlandırdığınızdan mı oluyor bunlar?
- Hayır, öyle bir şey yok. Şimdi bir proje geliyor. Çok güzel bir proje... Ama ne yazık ki, bunun arkasını getiremiyorlar. Zaten bir hafta içinde 100 dakikalık film gibi dizi senaryosu yazmak, insan mantığına aykırı bir durum. İlk bölümler süper, sonra tıkanıp kalıyorlar. Yanlış olan, dizilerin süresinin uzun olması. Tıkanınca ne yapıyorlar, farklı yollara sapıyorlar.
Size bu kadar sıkıntı veriyorsa, neden dizilerde oynuyorsunuz? Para için mi?
- Para yönü de var, ayrıca başka yapacak işimiz yok ki! Benim yan bir işim olsa, gider ona ağırlık veririm. 39 yıldır aynı işi yapıyorum. Filmlerin maliyetleri yüksek olunca, izleyici ile buluşmanın tek yolu diziler oluyor. Televizyon dizisi de sonuçta bir film. İzleyici ile bağımı koparmamak için seçilen bir yol benim için. Ben bu mesleğin, bu sektörün çıtasını yükseltmek için ömrümün sonuna kadar mücadele edeceğim.
Sanatçı duyarlılığı bunu gerektiriyor değil mi?
- Tabii ki. Sanatçı olarak, sanatçı duyarlılığıyla bir toplumda yaşarken, o toplumun yaşadığı tüm sıkıntıların içerisinde olmak zorundayım. Sesimizi çıkarmadan yola devam edersek, sektörü felaket bekliyor.
Nasıl bir felaket?
- Dizi sektörü çökecek. Bir dizi tabii ki reklam alacak. Ama beş kuşak da olmaz ki! İyi bir sektör olması için reklamın fiyatları artmalı, dizilerin kadroları profesyonelleştirilmeli, az dizi yapılmalı, teknik geliştirilmeli, görsellik kaliteli olmalı. Çünkü siz izleyiciye sürekli çabuk çekilmiş, kötü görüntüler içeren, içi boş filmler sunarsanız, bu toplum bunu yemez. Bir gün gerçekle karşılaşırsınız ve bu sizi müthiş tokatlar. Ben bunları bağıra bağıra söylemeye devam edeceğim. Karagöz olmaktan hiç vazgeçmeyeceğim...
Karagöz olmak... Bunu biraz açabilir miyiz?
- Biliyorsunuz, Karagöz halkı temsil eder. Olumsuzluklara, pisliğe, yanlışa karşı direnen, özü sözü bir kişiliktir. Hacivat ise her yeri ayrı oynayan, yalaka, üçkağıtçı, para kazanmak için her türlü yolu mubah sayan, bu uğurda ne genel ahlak kuralı ne toplum kurallarını tanıyan biridir. Hacivatlar’dan etrafımızda o kadar çok var ki! Bizim sektörde var, sizin sektörde var. Bunlar, kendi menfaati için her türlü pisliği yaparlar ve onların kurduğu düzen asla sağlıklı olmaz. Halk adamı Karagöz, Hacivat’ın kurduğu bu sağlıksız düzene itiraz eder, ona sesini yükseltir, yeri geldiği zaman da sözüyle döver. İşte bu anlamda ben bu sektörde Karagöz’üm, diğerleri ise Hacivat. Karagöz olmaktan, yapılan yanlışlıklara sesimi yükseltmekten asla vazgeçmeyeceğim. Birey olarak varsam, yanlışların karşısında sonuna kadar dururum. Ölene kadar Karagöz olmaya devam edeceğim. Yalnızım ama bundan vazgeçmeyeceğim.
TARIK AKAN’LA DARGIN DEĞİLDİM
Biraz yeni projeniz "Son Cellat" adlı filmden bahseder misiniz?
- Filmin senaryo yazarı Macit Koper... Bu senaryo çok uzun zamandır elimdeydi. Orada müthiş bir karakter var. Adam asan bir adam, ne demek? Bir insan, bir insanı asıyor! Ben, işte adam asan cellatı canlandıracak.
Tipiniz değişecek mi?
- Değişecek tabii. Beni gördüğünüzde tanıyamayacaksınız. Bambaşka bir görüntüyle karşınızda olacağım.
Çekimler ne zaman başlayacak?
- Çok yakında. Yapımcı firmanın 250 bin dolar açığı kalmış, onu bulmaya çalışıyorlar. Bu filmi çekmek öyle kolay değil.
Dönem filmi olacak değil mi?
- Evet. 80 ihtilalinde yaşanan bir dramatik hikayeyi anlatacağız. Adam en yakın arkadaşını asacak. Bu kadar bilgi yeter.
Kim yönetecek?
- Bir arkadaşı önerdim ama onda bir pürüz varmış galiba. Çok kızarsam, ben bile yönetirim yani.
Peki nisan ve mayıs ayında da "Denizin Dili" adlı bir başka sinema projesinde yer alacaksınız. Bu projenin en önemli özelliği ise Tarık Akan-Kadir İnanır ikilisinin ilk defa bir araya gelecek olması. Bu buluşmayı kim gerçekleştirdi, nasıl oldu?
- Benim çok sevdiğim, çok değer verdiğim filmci bir arkadaşım var, İsmet Kazancıoğlu. İsmet’in bir gün balıkçı gemiler yaptığını öğrendim. Balık işine girmiş, iki tane dev gibi balıkçı teknesi yapmış. Bu tekneleri görünce ona, "İsmet şu tekneleri bir filmde kullanalım. Denizin dilini, doğayı anlatalım. Böyle bir film hiç yapılmadı" dedim. Sonunda bu iş İsmet’in de aklına yattı. Bir gün "Tamam, film yapacağım ama uluslararası bir film yapacağım" diye telefon açtı. Hemen çalışmalara başladık. Ortaya büyük karakterler çıkınca Tarık Akan ve diğer arkadaşlarıma da teklif gitti. İsmet, Tarık’a teklif götüreceğini söyleyince, "Zevkle kabul ederim" dedim. Sonra kendisi Tarık’a gitmiş, o da hiç düşünmeden kabul etmiş.
Tarık Bey’le bunca yıldır neden hiçbir araya gelmediniz? Kıskançlıktan mı?
- Asla, niye böyle bir şey olsun ki? Koca bir sektörde bir tane mi aktör olacak? Tarık ile bana bugüne kadar böyle bir proje gelmedi. Şimdi geldi, biz de oynuyoruz. Bugüne kadar Tarık’la aramızda en ufak bir söz düellosu bile gerçekleşmemiştir. Sadece yaşam biçimlerimiz farklı olduğu için bir kopukluk var gibi gözüküyor, o kadar. Yaşam tarzlarımız aynı olmayınca doğal olarak aynı ortamlarda da bulunamadık. Sizler de bundan yola çıkarak sürekli "Dargın" diye yazdınız. Dargın falan değildik.
Ama siz arkadaş da olmadınız ki...
- Belki bu projede ortak bir şeyler bulacağız ve çok iyi arkadaş, dost olacağız Tarık’la...
Siz bu filmde bir balıkçıyı mı canlandırıyorsunuz?
- Evet, balıkçı teknesinin reisini canlandırıyorum. Tarık da asker. Bu film dünyaya açılacak. Warner Bros ile anlaşma yapıldı. Filmin Avrupa’da da pazarlaması yapılacak. Burada insan hayatı önemli. Binlerce dolar para verip, bir ülkeye kaçak girmeye çalışanların hikayeleri... Sizi bilmem nereye götüreceğiz derken denize gömülen insanların yaşamlarını anlatacağız.
Osman Yağmurdereli ile barıştınız mı?
- Bizim için bir insan bitmişse bitmiştir. Başka sorunuz var mı?
Ekip yarı yolda kalmasın diye bekledim
"Kuzey Rüzgarı"ndan ayrılarak ekibi yarı yolda bırakmış olmadınız mı?
- Hemen ayrılmadık işte. İş oturdu, ondan sonra çıktık.
Çıkarken de sizin birtakım istekleriniz oldu. Mesela öldürülme sahnesi çekilecekse, arkadan vurulmak istemediniz, neden?
- Öyle bir şey yok! Kalleşliğe uğramış bir sürü insan var. İsteyen kabul eder. Ben böyle bir şeyin olmamasını söylüyorum sadece. O dizide insanlar başarılı olsun, iş devam etsin, buna çok sevinirim. Benim yaptığım sadece kendimi korumaya çalışmak.
Ben aşk değil tutku peşindeyim
Bir açıklamanızda demişsiniz ki "Ben aşkın ne demek olduğunu bilmiyorum." Bu kadar aşk filmi çekmiş, bu kadar ilişki yaşamış bir adamın aşkı bilmemesi tuhaf değil mi?
- O küçük heyecanların adına niye aşk diyorsunuz, ben anlamadım! Bir ilişki, kademelidir. Aşk bunun hangi kademesindedir, onu çözmüş değilim. Aşk diye bir tarif yok. Tutkuya dönüştüğü zaman, iki insan birbirine tutkuyla bağlandığı zaman bence o aşktan da öte bir şeydir. Ben onun peşindeyim. Siz kısa süreli şeylere de aşk diyorsunuz. 5-10 yıllık bir tutkudan vazgeçemezsiniz. Verem olursunuz, deli olursunuz. Benim aradığım bu işte. Bu olacak mı, onu bekliyoruz.kelebek - hürriyet